Kendini ‘Kaldırımların Adamı’ olarak tanımlamayı çok doğal buluyordu. Çünkü işsiz kalışıyla birlikte başlayan uzunca bir süredir günlerini kaldırımlar üzerinde geçirmeye başlamıştı. Hayatın kaldırımlardan görünen haline tanık oluyor, yaşananları oradan, ayaküstü yorumluyordu artık. İşsizliğin yanı sıra bir de sevgisiz bırakılışı vardı. Ona göre, içinde olunmak istenen bir şeye dışardan bakmanın ta kendisiydi içinde gezindiği durum. Bu yüzden kimi zamanlar kendini kapı dışarı edilmiş ev kedileri gibi hissediyordu. O kediler ki kapı önlerinde, “Beni tekrar içeri alın,” dercesine miyavlayarak şanslarını denerlerdi. Bu bazen işe de yarardı. Kedi olmadığına göre düştüğü kaldırımlardan kurtulabilmek için o ne yapmalıydı peki? (S.9)
 
|