Kaldırım Takıntısı

Serhat’ın nevri dönmüştü. Fotoğraf çeken adamın kaçtığı yöne doğru, “Artık ne yapacaksanız yapın ulan! Ben buradayım, korkmuyorum sizden!” diye bağırmaya başladı. Farkında olmaksızın yumruğa dönüşen iki elini bileklerinin iç kısmından bitiştirerek, kelepçelenmeye hazırlamış gibi öne doğru uzatmıştı. Yakınından geçenler duralayıp ona baktılar. Daha çok da ellerinin duruşuna… Serhat bedeninin mahkumsu dilini işte o an fark etmişti. Düşsel kelepçenin tutsaklığından kurtarır kurtarmaz birbirinden uzaklaştırdığı ellerini pantolon ceplerine soktu. Çevresinde insansız, geniş bir halka oluşmuştu bir anda. Hiddetinden kudurmayı kesip orayı hızla, başı öne eğik terk etti. Çevresini belirleyen insansız geniş halka da onunla birlikte yola çıkmıştı adeta. (S.150)